Prof. Dr. Stefan Iskan Röportajı

Kategori: Logistical | 1

Prof. Dr. Stefan Iskan

Also available in English

Logitrans 2016 fuarında Aysberg Yayın Grubu’nun akademik danışmanlığını da yürütmekte olan ünlü Alman Lojistik Uzmanı Prof. Dr. Stefan Iskan’a sorularımızı yönelttik. 

Prof. Dr. Stefan Iskan Kimdir ?

Almanya’da University of Applied Sciences Ludwigshafen am Rhein’de Tedarik Zinciri Yönetimi ve E-Business alanlarında 32 yaşında profesörlük ünvanını kazanan Stefan Iskan, Deutsche Bahn Group (DB Schenker) üst yönetiminde, Deutsche Post DHL, Deutsche Post DHL Inhouse Consulting ve Türkiye ve Almanya’da Mercedes-Benz için çalışan Prof. Dr. Iskan, son görevinde DB Schenker Logistics Avrupa Karayolu Taşımacılık Yönetim Kurulu Stratejik Proje ve İş Gelişimi’nden sorumlu olarak görev yaptı. Prof. Dr. Iskan; 2013 yılında Almanya ve Türkiye’de lojistik ve otomotiv endüstrilerine yönetim danışmanlığı, organizasyonel gelişim ve eğitim üzerine uzmanlaşan Iskan Advice’ı kurdu.

Merhaba Profesör Dr. Stefan Iskan, öncelikle Türkiye’ye hoş geldiniz demek ve bu röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür etmek isterim.

Rica ederim. İstanbul üniversitesi ve sizin için her zaman kabul ederim Emre Bey.

Teşekkürler, bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Almanya Rhein’daki Ludwigshafen uygulamalı bilimler üniversitesinde profesörüm. Bu arada bu şehir ekol trenlerinin varış noktası, biliyor muydunuz? Blok trenler. Bu profesörlük unvanına ise 2013 yılından beri sahibim ve kış döneminde başladım. Bundan öncesinde ise otomotiv ve lojistik servis sağlayıcılığı endüstrisinde profesyonel eğitime sahiptim. Bu da aslında elektrik derslerimin neden genellikle otomotiv dijitalleşme endüstrisi olan, Endüstri 4.0 dediğimiz, akıllı endüstriye tahsis edildiğinin ve lojistik şirketlerini nasıl daha karlı hale getirebileceğimizin sebebi. Kısaca bunlar hali hazırda uğraştığım ana başlıklar.

Harika bir kariyeriniz var profesör. Lojistiğin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Avrupa’da mı Türkiye’de mi?

Avrupa’da, Türkiye’de, Almanya’da. Herhangi bir yerde.

Avrupa’da şu anda görebileceğimiz ve benim de daha önce iş platformlarında yapmış olduğum röportajlarda bahsetmiş olduğum hali hazırda büyük bir savaş var. Örnek olarak ise, Avrupa kara taşımacılığı. Ticari OEM’ler (orijinal ekipman üreticileri), nakliye şirketleri, kontrat lojistiği şirketleri arasında, “Gelecekte Avrupa kara taşımacılığından kim sorumlu olacak?” sorusu üzerine büyük bir savaş var. Bu Uber gibi para gönderilebilen, iş yürütülen bir platform. Platform yükleri kamyon şoförlerinin telefonlarına gönderiyor. Bir de fiyat indirme tuşunuz var ve fiyatı ilk kabul eden kamyon şoförü yükü alıyor. Bu, taşımanın uğraştığı konulardan biri mesela. Fakat genel olarak lojistiği sorarsanız; Lojistik sektörü tüm Avrupa’da büyüyen bir endüstri dalı. Dış kaynak kullanımı ilerde gitmeye, büyümeye devam ediyor fakat asıl soru şu: Nasıl karlı bir iş yaparız? Sektörümüzde tartışılan en önemli soru bu. Bu yüzden bu, İstanbul üniversitesi öğrencileri gibi genç öğrenciler için de iyi bir bakış açısı.

Umarım bunun için fırsatımız olur.

İnşallah.

İnşallah, öyle umuyoruz. Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkiyi hepimiz biliyoruz. Peki, siz bu ilişkiyi iş hayatı açısından nasıl tanımlarsınız?

Biliyorsunuz Türk halkı için Almanya ithalat akışı açısından son derece önemli. Tahminimce Almanya, Türkiye için ithalat önemi açısından ilk beşte yer almalı. Belki ilk Rusya geliyor, daha sonrasında Çin üçüncü sıraya ise Almanya gelmeli. Almanya açısından bakarsak da Türkiye büyük bir öneme sahip çünkü konu ihracat olunca Türkiye, Almanya’ya ihracat yapan ülkeler arasında ilk yirmide yer almalı. Her iki ülke arasında ve Avrupa ile Türkiye arasındaki politik durumların pek de kolay olmadığını göz önünde bulundursak bile, süregelen bir gelenek söz konusu. Fakat Almanya ve Türkiye uzun bir geleneğe sahip ve belki de bir adım geri gidip Türkiye ve Almanya arasında yeni bir iş platformu kurmamız gerekiyordur. Bu yüzden uzun bir gelenek var ve Türkiye’de Mercedes-Benz, Hugo Boss gibi üretim yapan Alman firmalar mevcut; hatta Otto grubun İzmir’de bir hizmet merkezi bile var. Dolayısıyla iki ülke arasında uzun soluklu bir gelenek var ve bu iyi ilişkiler açısından son derece önemli.

Pekâlâ, umarım Türkiye ve Almanya birlikte iyi bir geleceğe sahip olurlar. Peki, Türkiye’deki lojistik eğitimiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Biliyorsunuz, bununla ilgili daha önce başka bir röportajda zaten konuşmuştuk. Peter Klaus’un Lojistik’inde ki kendisi çok ünlü bir Alman profesördür; üç önemli gelişim, değişim adımı vardır. Bunlar taşıma, elleçleme ve fiziksel dağıtımdır. Daha sonrasında ise lojistik koordinasyon ve akış yönetimi var. Benim açımdan Türkiye temel olarak fiziksel taşıma ülkesi aslında. Bu da temel olarak, dâhili depolama, FTL (tam kamyon yükü), LTL (eksik kamyon yükü), grupaj nakliyat hacmi demek ama daha ziyade, FTL ve LTL diyebilirim. Yani dış kaynakla ilgili gelişim adımında, ileri düzey kontrat lojistiği, depolama ve hafif montaj. Bildiğiniz üzere Türkiye, Almanya gibi bu tarz gelişim aşamalarına ulaşamadı. Arka planını bir düşünürsek, Türkiye’nin tahmini lojistik hacmi 40-44 milyar Euro arasındadır ki bu da Türkiye’yi Avrupa’daki 7. en büyük lojistik ülkesi yapıyor. Fakat kimse bunu bilmez. Almanya’nın ise büyük bir hacmi var; lojistikte neredeyse 300 milyar Euro satışa ulaştık. Belki 290 milyar Euro’dur ve dış kaynak kullanım oranı tahminen %50’ye ulaşmıştır. Dolayısıyla bu diğer aşamalar, Türkiye’nin öncelikle geliştirmesi gereken aşamalardır. Fakat bunun için Türkiye’nin diğer yerel pazarlarda da daha fazla üretmesi lazım, sadece yüksek teknoloji ithalatı değil. Ulaşabilmek için yüksek teknoloji platformuna dönüşmeniz gerekiyor. Fakat tarihi bir bakış açısıyla, tüm bölgedeki politik sorunlar da göz önünde bulundurulunca bu pek de kolay değil. Çünkü ithalat ve ihracat ticaretin akışıyla dengededir. Bu da Türk taşıyıcılar için, hacmi dengede tutma açısından, karlı gidiş-dönüş seferler yapmayı çok zor kılar.

Tedarik zincirinden biraz bahsedebilir misiniz? Uzmanlığınızın tedarik zinciri yönetimi olduğunu zaten biliyorum.

Tedarik zinciri yönetimi hakkında bir şeyler biliyorsunuzdur, hakkında zaten birçok kitap yazıldı. Herkes tedarik zinciri yönetimi hakkında konuşuyor fakat şundan şüpheliyim ki, insanlar bunu tam olarak DNA’larına aktarabilmişler mi? Tedarik zinciri yönetimi ara yüzlerle, kurum içi bakış açısıyla ve tedarik zincirindeki şirketler arasındaki iş birliğiyle uğraşır. Fakat açıkça söylememiz gerekirse: Hayır, bizim fiyat modellerimiz var. Bu krizdir. Avrupa’da da kriz geldiğinde herkes kendi arkasını sağlama alır. Bu iş birliği değil. Burada, Logitrans’ta bazı forum tartışmalarını duymuşsunuzdur, Industry 4.0 hakkında, akıllı lojistik yani.

Meslektaşlarımızla bunun hakkında konuştuk. Eğer belli başlı bir tedarik zinciri yönetimi için tam olarak açılmayı kabul etmezsek, tüm iyi niyetlilik ilkelerimizle, nasıl kendimizi akıllı lojistik ya da Industry 4.0’a geçebileceğimize inandırabiliriz ki? Bu da aşağı yukarı, daha çok merkezi ve merkezi olmayan ilkelerin ve teknolojinin dengelenmesidir. Fakat ilk olarak, tedarik zinciri ortakları arasında adil bir ortaklık geliyor.

Almanya’daki lojistik eğitiminden biraz bahsedebilir misiniz?

Evet, bildiğiniz üzere Almanya’da birçok üniversitemiz ve uygulamalı bilimler konseptinde üniversitelerimiz mevcut. Tedarik zinciri yönetimi, lojistik, satış ve üretim alanlarında Türkiye’de olduğu kadar çok profesörlerimiz var. Fakat inanıyorum ve görüyorum ki, kültür, topluluk ve çevreden etkilenmelerinden dolayı bizdeki öğrencilerin davranışları ve ruhu biraz farklı. Sanırım benim öğrencilerim biraz daha etkileyici. Öğrencilerim sorgulama konusunda daha atılgan. Her cümleyi iyi yönden sorgulama açısından. Umarım öğrencilerim daha sonra bu röportajı okurlar. Bu yüzden sorgulama konusunda daha atılgan olma ve buna müsamaha göstermede daha olumlu bir durum var ki böylece gerçekleri sorguluyorlar. Bu da Türk eğitim ya da üniversite sisteminden biraz farklılık gösterebilir. Fakat ortak bir ortam da söz konusu. Öğrencilere sadece “90 dakika, böyle 90 dakika gidecek” dediğiniz ders ortamlarından nefret ediyorum. Modern ders yöntemi bu değil. Biliyorsunuz, interaktif ve sorgulayıcı olmalı; bazı ödevlerle, vaka çalışmalarıyla. Bu yüzden sadece herhangi bir üniversitede ya da herhangi bir derste olmayan, olumlu bir izlenim vermeye çalışıyorum. Belki de farklılık budur. Açık fikirli olabilirsiniz fakat aynı zamanda daha fazla soru soran kişiler de olmalısınız. Ve elbette profesörlerinizin daha fazla soru sormanıza müsaade etmesi gerekiyor.

Peki o halde, umarım daha fazla soru sorabiliriz. Türk öğrenciler için Almanya’da lojistik eğitimi fırsatlarınız var mı?

Bilmiyorum. Bildiğiniz üzere Almanya’da ya da yurt dışında herhangi bir topluluğun üyesi değilim. Herhangi bir politik parti üyesi de değilim. Yani kişisel olarak size herhangi bir hizmet öneremem. Fakat belki Türk akademisi diyebileceğimiz, Türkiye’den ya da dışarıdan Türkiye’ye gelişmiş teknik bilgi getirmek, vermek isteyen insanlar bulabilirsiniz. Erasmus benim açımdan yeterli değil. Öğrenci olarak yurt dışına gidip okumak için büyük bir fırsat. Öğrenciler yurt dışına gidiyorlar, Almanya’ya da geliyorlar fakat ben kişisel olarak öncelikle ABD’ye, yani İngilizcenizi geliştirmek ve en iyi seviyeye getirmek için, İngilizce konuşulan bir ülkeye gitmenizi tavsiye ederim. En iyisi bu olmalı. Öncelik bu olmalı. Lojistikçi beylerin İngilizcesi mükemmel olmalı. Tabii hanımların da. Yani ilk önce İngilizce, ABD’ye, Birleşik Krallığa, Kanada’ya ya da Avusturalya’ya gidin; İngilizcenizi geliştirmeniz lazım. Daha sonra Almanya’ya gelebilirsiniz. Sonunda, her iki rolün de karışımı olmalı. Ayrıca Türkiye’ye bazı gelişmiş fikirleri de getirmemiz lazım ki böylece sonunda lojistik pazarını bir sonraki aşamaya geliştirebilelim.

İngilizcemizi en iyi duruma getirmemiz gerektiğini anladım.

Ve eminim ki Almanya’da lojistik eğitimi görmek için vizeye ihtiyacınız var.

Umarım gelecekte Almanya’da çalışma fırsatımız olur. Öğrencilerimiz yani buradaki Türk öğrenciler için önerileriniz var mı?

Öğrenciler olarak size öneride bulunmak. Biliyorsunuz ki size öneride bulunacak durumda değilim fakat bazı tüyolar isterseniz; açık fikirli olun, kısıtlı düşünmeyin, Avrupa’da ve sınırlarındaymış gibi düşünmeyin, sınırlarda düşünmeyin; lojistik açık fikirliliktir, lojistik kültürleri bağlar. Kültürler arası uzmanlar olmalısınız. Normalde bizler sadece lojistikte fiziksel akışla uğraşıyoruz fakat sizler farklı kültürlerden insanlarla uğraşmak zorundasınız. İmkânınız varsa yurt dışına gidin, elinizden geldiği kadar çok staj yapın. Benim tek yapabileceğim sektördeki ticari ve lojistik firmalara “Türkiye’de öğrencilere en düşük ücreti ödemeniz gerekse bile, genç kuşağa kapılarınızı açın” önerisinde bulunmak. Firmalara gidin ve mümkün olan en çok tecrübeyi edinmeye çalışın. Sadece kitaplara güvenmeyin. Kitaplar teorik bir temel için daha iyidir fakat daha da iyisi firmalara gidip kişisel tecrübenizi oluşturmanız. Bu benim önerebileceğim bir şey ve tabii ki Türkiye’deyiz. Türkiye tıpkı Avrupa ve Almanya gibi işliyor. Ağınızı oluşturmalısınız. İnsan ağınızı. Eğer insanların boyutunu bilirseniz, en iyi şansınızı elde edersiniz. İnsan kaynaklarına güvenmeyin. Kendi başınızın çaresine bakın.

Peki, peki. Tüm sorularıma verdiğiniz cevaplar için teşekkür etmek istiyorum. Eklemek istediğiniz her hangi bir şey var mı?

Evet aslında tüm derslerinizi burada görebilmek isterdim. Öncelikle benimle paylaşımda bulunduğunuz ve sizinle konuşma imkânı verdiğiniz için teşekkür ederim. Bu benim için büyük bir zevkti. Size ve ailenize en iyi dileklerimi sunuyorum. Tüm bu zor zamanlarda bile. Sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda bir Avrupalı açısından da zor zamanlarda. Yalnızca kendimi tekrar edebilirim. Ekonomik rollerimiz hali hazırda benzer olarak özel tüketim, yapı ve emlak sektörü tarafından yönlendiriliyor. Politik temelden dâhi, ekonomik olarak zor zamanlar. Tüm Avrupa sınırlarını üstüne kapatıyor. Herkes kendini en iyi duruma getiriyor. Bu durumda her şeyin en iyisini diliyorum. Mümkün olan en iyi eğitimi. Sizlere de lojistikteki profesyonel kariyerinizde iyi şanslar diliyorum. Umarım yakında tekrar görüşürüz. Belki İstanbul üniversitesinde ve yalnız sizinle ve kulübünüzle.

Bunu çok isteriz. Belki Mayıstaki etkinliklerimize katılabilirsiniz.

Ne zaman ihtiyaç duyarsanız ben ve okulum, Ludwigshafen uygulamalı bilimler üniversitesi olarak hazırız.

Çok teşekkürler.

Rica ederim, benim için bir zevkti ve ben teşekkür ederim. Görüşmek üzere.

 

 

Röportaj: Emre Balcı

Çeviri: Muhammed Furkan Kuran

Bir Yanıt